Kılıç Tarihi – Roma

Roma İmparatorluğu bilindiği üzere tarihe izini bırakmış en önemli uygarlıkların başında gelmektedir. Gerek askeri gerek kültürel olarak dönemin tam manasıyla süper gücüydü. Üstün askeri taktikleri ve dönemin üstündeki askeri teknolojisiyle etrafındaki bir çok ülkeye korku salmıştır.

Roma’ya savaş kültürü o kadar net bir şekilde aşılanmıştı ki, tıpkı bizim küçüklerimizin sokağa çıkıp top oynaması gibi Romalı gençler Mars meydanında toplanıp sürekli kılıç talimi yaparlardı. Kılıca olan ilgiyi ve orduya katılımı daha da arttırmak için kılıç gösterilerinin olduğu çeşitli eğlenceler düzenlenirdi. Kuşkusuz bu eğlencelerin başrolleri gladyatörlere aitti. Gladyatörler dönemin en elit, en iyi askeri birimleriydi. Hatta o kadar iyiydiler ki zamanla ordudaki askerleri eğitme görevi gladyatör eğitmenlerine yani Doctores Gladiatorum’lara verilmişti.

roma kılıcı gladius

Gladius, lejyoner kılıcı

Roma’da eskrim sanatına “Armatura” , en başarılı silahşörlere ise Doctores Armarum denilirdi. Bu askerlerin her ihtiyaçları eksiz karşılanırdı. Eğitimlerde, askerlere tahtadan kalkan ve sopa verilir ve sabit hedeflere karşı saatlerce talim yaparlardı. Roma askerlerinin kullandığı kılıca gladius adı verilir. Gladius sadece 60 santimetre olup çift ağza sahip bir kılıçtır. Bu kılıcın boyunun kısa olması yakın dövüşlerde, özellikler ormanlık alanlarda Roma askerlerine büyük avantaj sağlamaktaydı. Ayrıca kılın ufak olması, rakibin kalkanının, zırhının zayıf noktalarına olan hamleleri kolaylaştırmaktaydı. Askerlik Sanatı adlı tarihi eserin yazarı olan Vegece’in yazdığına göre, eskrim hocaları askerlere, Roma kılıcının yapısından dolayı kesme hareketlerinden ziyade saplama, delme hareketlerini öğretirlermiş.

Roma’da en büyük eğlencelerden birisi olan gladyatör dövüşlerini düzenleyen yasalara “legses gladiatoriae” adı verilmekte ve bu yasalarda gösterilen nitelikleri ve düzenleniş şekli, ücretler, organizatörlerin yetki ve sorumlulukları vb. ile ilgili hükümler yer almaktaydı. Bu yasalar uyarınca, yeterli maddi güce sahip her Roma vatandaşı, köle veya gönüllü gladyatör grupları kurabilir ve onlara eğitim verebilirdi. “Familia Gladiatoriae” adı verilen bu gruplar istek geldiğinde gösterilere gönderiliyor ve efendilerine önemli kazançlar sağlıyorlardı. Nitekim bu yüksek kazançtan dolayı gladyatör sayısı giderek fazlalaşmıştı. Sayıları artan mükemmel dövüş kabiliyetine sahip olan, kısacası sadece dövüş üzerene eğitilmiş bu elit askeri birimler, Spartacus önderliğinde ayaklanarak yaklaşık 3 sene boyunca Roma’nın üzerine kara bulut gibi çökmüştü. Böyle bir felaketin tekrar yaşanmaması için senato köle ve gladyatör sayılarında kısıtlamaya gitti. Buna göre bir gösteri grubunda en fazla 300 gladyatör bulunabilecekti. Hatta gladyatörlerin dövüşler dışında bir arada bulunmaları engellenmiş, aynı yerde yemek yemeleri bile yasaklanmıştı.

Gladyatörler genellikle köle olarak satılan savaş esirlerinden seçilmekteydi. Roma’nın bilinen dünyaya egemen olduğunu kanıtlamak için bu savaş esirleri çoğunlukla yabancı kavimlerden gelen savaş esirlerinden oluşmaktaydı. Cumhuriyet döneminde daha çok Galyalı ve Trakyalılar yer alırken, imparatorluk döneminde sınırların iyice büyümesinden dolayı Asya ve Afrika kökenli gladyatörler rağbet görmüşlerdi. Gladyatör dövüşlerinde diğer önemli nokta da arenaya çıkan her gladyatörün kendi ülkesini simgeleyen giysiler içerisinde, kendi ülkesine özgü silahlarla dövüşmesiydi. Günümüzde Roma denince aklımıza ilk olarak gladyatörlerin gelmesi, gladyatörlerin tarihe çok önemli bir iz bıraktığının en önemli kanıtıdır.